|
Kabul etmem uzun zaman alsa da ben bir bağımlıyım. Hayatımda onun kadar hiçbir şeyi önemsemiyorum. Ailem, arkadaşlarım, dostlarım bile çoğu zaman anlamsız geliyor. Kendimi tek mutlu hissettiğim ortam orası.” “Çocuğum alkol ya da uyuşturucuya alışmış kadar üzgünüm. Bir yıldır oğlum bu illetten kurtulmaya çalışıyor. Bizim de çok hatalarımız olmuş. Bu süreç bize çok şey öğretti.” “Okulda, dershanede, hatta uyurken bile aklımdaki tek şey oyun. Sabah gözlerimi açar açmaz gece kim, ne yapmış bakıyorum. Bazı günler arkadaşlarımın isteğini kıramıyor, sabaha kadar bilgisayar başından kalkamıyorum.”
Bu cümleler internet bağımlılığıyla başı belada olanlar ile ailelerine ait. İnternet bağımlıları ne uyuşturucu ne de alkol alıyor ama en az bunlar kadar hayatlarına zarar veren sanal âlemden vazgeçemiyorlar. Hepsi “birkaç saatten bir şey olmaz” diyerek başlamışlar önce. Sonra devamı gelmiş. Kimse de “Sen ne yapıyorsun?” dememiş. Ebeveynler çocuklarının ders çalıştığına, önemli araştırmalar yaptığına inanmış hep. Ta ki yavruları, arkadaşlarıyla, hatta aileleriyle tüm iletişimini koparıp yeme-içme ihtiyacını bile bilgisayar başında karşılayana dek…
Saatlerce odasından çıkmayan gençlerde bir müddet sonra okul başarısızlığı, asilik, mutsuzluk, içine kapanıklık başlamış. Bazıları da hayatlarında ilk kez sigara, uyuşturucu gibi maddelere “görünmeyen arkadaşlar”ı vesilesiyle alışmış. Tabii cinsel istismarlar da cabası... Sanal dünyanın verdiği zararları yukarıdaki birkaç cümle özetlese de konu üzerine söylenecek çok şey var. Çünkü her gün 25 milyondan fazla çocuk ve genç saatlerce sörf yapıyor. Kâh ödev yapma, kâh sınıf arkadaşlarıyla sohbet etme bahanesiyle. Aileler, sanal dünyanın çocuklarına vereceği zararları bilmediği için ortalarda uzun süre gözükmeyen yavrularının durumundan rahatsızlık duymuyor, onları merak etmiyor. Herhangi bir haberde sanal ortam yüzünden başına kötü şeyler gelenlerin hikâyelerini dinlediklerinde de “Bizim çocuk yapmaz!” deyip sorumluluğu üzerlerinden atıyorlar. ÇOCUKLAR İNTERNETTE NE ARIYOR? Oysa Türkiye’deki ailelerin yüzde 27’sinin evinde internet var. Üstelik sessizce odasına çekilmiş çocuğunuzun orada ne yaptığını bilmiyorsunuz. Evladınızın giderek insanlıktan çıkmasını istemiyorsanız sanal âlemin onun hayatında nelere mal olabileceğini bilmenizde fayda var. Zihninizi açacak sorular ise aslında basit: Son zamanlarda oğlunuzda/kızınızda ne gibi davranış değişiklikleri gözlemlediniz? Sanal dünyaya tamamen bağlanmış birinin özellikleri nedir? Bu psikolojik rahatsızlıktan kurtulmak mümkün müdür? Bir çocuk/genç, neden sahte bir dünyayı gerçeğine tercih eder? International Crime Analysis Association (ICAA), çocukların internette dolaşırken karşılaştıkları riskler ile verdikleri tepkileri araştırmış. Çalışma kapsamındaki çocuklar, seks ile ilgili konulara hayli ilgi duyuyor. Ebeveynlerin yüzde 47’si çocuklarının internette ziyaret ettiği siteleri nadiren denetliyor. Yüzde 27’lik kesim de tamamen denetimsiz bilgisayarlar kullanıyor. Yüzde 34’ü ise internet kullanım prensipleri konusunda büyüklerinden hiçbir bilgi, öneri almamış. İnternet güvenlik firması Symantec tarafından Şubat 2008-Temmuz 2009 tarihleri arasında yaptırılan başka bir çalışmada da 7-14 yaş arasındaki internet kullanıcılarının sanal dünyada aradığı anahtar sözcükler masaya yatırılmış. İlk üç sıraya YouTube, Google ve Facebook girerken; ardından “sex” ve “porno” kelimeleri geliyor. Çocuk ve gençlerin bu kadar internetle haşir neşir olmasının evveliyatı aslında çok değil. Okul ödevlerinin sanal âlemden araştırılarak yapılması tüm bu olumsuzlukların belki de çıkış noktası. Çünkü birçok aile kötü ortamlardan çocuklarını korumak için evine internet aldı. Oğlu-kızı kafeye gittiğinde camda, kapıda bekleyen ebeveynler, internet eve girince “Evladımız nasıl olsa yanımızda” diyerek tüm denetim ve hassasiyetlerini kaybetti. Hâl böyle olunca da sanal dünyanın çekiciliği çocuklarımızı içine alıp bilinmeyen bir yere sürüklemeye başladı… Oysa Türkiye’deki ailelerin yüzde 27’sinin evinde internet var. Üstelik sessizce odasına çekilmiş çocuğunuzun orada ne yaptığını bilmiyorsunuz. Evladınızın giderek insanlıktan çıkmasını istemiyorsanız sanal âlemin onun hayatında nelere mal olabileceğini bilmenizde fayda var. Zihninizi açacak sorular ise aslında basit: Son zamanlarda oğlunuzda/kızınızda ne gibi davranış değişiklikleri gözlemlediniz? Sanal dünyaya tamamen bağlanmış birinin özellikleri nedir? Bu psikolojik rahatsızlıktan kurtulmak mümkün müdür? Bir çocuk/genç, neden sahte bir dünyayı gerçeğine tercih eder? International Crime Analysis Association (ICAA), çocukların internette dolaşırken karşılaştıkları riskler ile verdikleri tepkileri araştırmış. Çalışma kapsamındaki çocuklar, seks ile ilgili konulara hayli ilgi duyuyor. Ebeveynlerin yüzde 47’si çocuklarının internette ziyaret ettiği siteleri nadiren denetliyor. Yüzde 27’lik kesim de tamamen denetimsiz bilgisayarlar kullanıyor. Yüzde 34’ü ise internet kullanım prensipleri konusunda büyüklerinden hiçbir bilgi, öneri almamış. İnternet güvenlik firması Symantec tarafından Şubat 2008-Temmuz 2009 tarihleri arasında yaptırılan başka bir çalışmada da 7-14 yaş arasındaki internet kullanıcılarının sanal dünyada aradığı anahtar sözcükler masaya yatırılmış. İlk üç sıraya YouTube, Google ve Facebook girerken; ardından “sex” ve “porno” kelimeleri geliyor. Çocuk ve gençlerin bu kadar internetle haşir neşir olmasının evveliyatı aslında çok değil. Okul ödevlerinin sanal âlemden araştırılarak yapılması tüm bu olumsuzlukların belki de çıkış noktası. Çünkü birçok aile kötü ortamlardan çocuklarını korumak için evine internet aldı. Oğlu-kızı kafeye gittiğinde camda, kapıda bekleyen ebeveynler, internet eve girince “Evladımız nasıl olsa yanımızda” diyerek tüm denetim ve hassasiyetlerini kaybetti. Hâl böyle olunca da sanal dünyanın çekiciliği çocuklarımızı içine alıp bilinmeyen bir yere sürüklemeye başladı… ONLİNE OYUNLARIN ZARARINI AİLELER BİLMİYOR
Kız ve erkek çocuklar, internet vasıtasıyla kendi yaşından büyüklerle tanışıyor. Özellikle gününün büyük bir çoğunluğunu internet kafede geçiren işsiz bir kesim gerçek hayatta yapamayacağı aşırılıkları bu çocuklara sanal yolla da olsa yapıyor. Belkıs Ertürk, karşılaştığı vakalardan da yola çıkarak her çocuğun cinsel istismar karşısında farklı tepki verdiğini söylüyor: “Çocuklar henüz hazır değilken sanal âlemde cinsellikle tanışıyor. Gördükleri karşısında korkup içine kapananlar da var, merak edip müptela olanlar da. Bu çocuklarda uyarı sistemi devreye giriyor. ‘Erken ergenlik’ başlıyor. İnternet ortamında taciz yaşıyorsa kendisi de başkalarına zarar veriyor, öğrendiklerini arkadaşlarına anlatıyor, onlara dokunmak istiyor. Cinselliği zamansız ve yanlış şekilde öğrenen çocuklar eğer kontrol edilmezlerse ileriki yıllarda daha farklı toplumsal sorunlara vesile oluyor.” Çocukların hayatında eğlence ortamıyla diğer etkinlikler arasında sağlıklı bir denge kurabilmek her zaman zor olmuştur. İnternetin de günümüzde bu sıkıntıyı artırdığı kesin. Uzmanların ‘en tehlikeli’ diye tanımladığı unsurlardan biri de online oyunlar (çevrim içi oyunlar). İşi daha da içinden çıkılmaz hâle sokan ise ebeveynlerin yanlış yaklaşımları. Çünkü anne-baba işin içinde ‘oyun’ olunca çocuklarının saatlerce bilgisayarın başından kalkmamasını önemsemiyor, bunu bir sorun kategorisinde değerlendirmiyor. Oysa sanal oyunlar ne bilindiği kadar masum ne de etkisiz. Mecra, herkesin ortak kullandığı bir zeminde. Her bir figür birini temsil ediyor. Oyuna yeni girenler o figürlerle tanışıp duygusal bir bütünlük kuruyor. Sohbet ediliyor, gerçek hayatta buluşuluyor, hatta çeteleşiliyor bile. Sanal oyuna ilk dâhil olduğunuzda itibarınız ayaklar altında iken oynadıkça statü elde ediyorsunuz. Daha iyi şeyler yapmak, oyunda söz sahibi olmak istiyorsanız bu sefer de pamuk elleri cebe atmanız şart. Sizin ya da herhangi bir aile ferdinin kredi kartıyla kendinize savaşmak için ekstra donanımlar satın alıyorsunuz. Gücünüz arttıkça diğer oyuncular etrafınızda toplanmaya, size yakınlaşmaya, deneyimlerinizden istifade etmeye çalışıyor. Gerçek hayatta içine kapanık, kendini ifade etme acziyeti yaşayanlar burada kral muamelesi görüyor. Bu da çevrim içi oyunları çocuk ve gençler için cazibe merkezi hâline getiriyor. Bileğinin kuvvetiyle yüksek statülere gelenler oyundaki figürlerini satılığa çıkarıyor. Genellikle zengin aile çocukları dolar üzerinden kahramanları satın alıyor. Oyunların kimileri için bir kazanç kapısı hâline gelmesi de sanal dünyaya yeni girenleri hayli etkiliyor. Uzmanlar, online oyunların çocuklara hiçbir bilgi, beceri kazandırmadığını, 13’ünden önce bu dünya ile hiçbir çocuğun tanıştırılmaması gerektiğini belirtiyor. Çevrim içi oyunların hepsinin formatı birbirinin benzeri. Futbol, savaş ve şiddet, en çok kullanılan konular. Sabahtan akşama kadar tek gündemi oyun olanların bu ortamdan etkilenmemesi mümkün değil. Online oyunların vahametine Pedagog Adem Güneş dikkat çekiyor: “Bilgisayar önceden sadece bir makineydi. Ama oyunlar sayesinde artık yarı canlı biri. Bu da işin tehlike arz eden kısmı. Online oyunlar dendiğinde anne-babaların çok tedirgin olması lazım. Çocuğum hangi oyunu oynuyor, kimlerle konuşuyor diye araştırmalılar. Canlı bir dünya var. Böylesi bir ortamdan çocuğu koparabilmek çok zor. Oyundaki savaşta herkes bir sorumluluk paylaşıyor, bunu hayatının her alanında hissediyor kişi. Çocukların bedeni buradayken ruhu hep orada kalıyor. Oyundaki üyelerden biri uyuşturucu satanlarla irtibatlıysa çocuğunuz onunla arkadaşlık kuruyor, dışarıda buluşuyor.” Türkiye’de sanal oyun pazarında uzun zaman ‘Knight Online’ oyunu popülerliğini korusa da son zamanların favorisi Metin2. Her iki oyun da fantezi rol tarzında. Savaş ve şiddet ön planda. Bu oyunlar kişiye kendini ifade etme hakkı, belirli bir listede yükselme ve oyuncunun motivasyonunu diğer oyuncuları kullanarak arttırma gibi özellikler sunuyor. Anne-babaların internet bağımlılığı konusunda üzerine düşen görevler: Bilişim sektöründe birçok filtreleme programı var. Aileler başlarına bir sıkıntı gelmeden önce interneti alır almaz bu programlardan faydalanmalı. Ama ‘filtre var’ diye çocuğu kendi hâline bırakmak da doğru değil. Çünkü yüz zararlı site varsa onların ancak 75’ine karşı filtreleme işe yarıyor. Aileler ‘çocuğum artık büyüdü, bize eskisi kadar ihtiyacı yok’ diyebilir. Oysa büyüdükçe çocuklar ailelerine daha fazla ihtiyaç duyuyor. Ergenlik, aile desteğinin daha da artması gereken bir dönem. Bundan dolayı çocuklar aşırı derecede kontrol altında tutulmamalı. Çünkü bastırılan bireyler patlamalar yaşayıp daha büyük sorunların içinde bulabilirler kendini. Bilgisayar eve alınmalı ama ailenin ortak vakit geçirdiği odalarda bulunmalı, şahsa değil, aileye ait olmalı. Denetimli bir kontrol uygulanmalı. Toplum internetteki ortamı gerçek dışı görerek burada günahın da illegal ilişkilerin de bulunmadığını, insanların yanlışa düşmeyeceğini, hatalar yapmayacağını düşünüyor. Dolayısıyla fiziksel arkadaşlıkların önüne geçmek için çok fazla çaba sarf ederken bu ilişkilerin sanal dünyada daha ileri boyutta yaşandığının farkına varmıyor. Gerçek hayatta bir kız ya da erkek, sevgilisinden ayrıldığında ne hissediyor, yaşıyorsa aynı sorunlarla sanal dünyada da karşılaşıyor. Çocuklarının sanal dünya ile daha az haşir neşir olmasını isteyen ebeveynler küçük yaşlardan itibaren evlatlarını sportif ve sosyal faaliyetlere yönlendirmeli. Böyle çocuklar daha sağlıklı, psikolojileri düzgün, sakin, sosyal, disiplinli ve sorumluluk sahibi bireyler oluyor. İnternet, hayatında bulunsa da bu isteğini yönetebiliyor. Aileler genelde derslerinden geri kalacak diye sportif faaliyetlere sıcak bakmıyor, dışarı çıkmak isteyince de ‘çevre güvenli değil’ diyor. Çocuklar da internetle yalnızlıklarını gidermeye çalışıyor. Oysa gençlerin sosyalleşebileceği basamaklar hazırlanmalı. Bu konuda okullardaki kulüplerden de faydalanılabilir. Genelde spor, resim, müzik gibi faaliyetlerle ilgilenen gençler zararlı alışkanlıklardan ve kötü arkadaşlıklardan daha iyi korunuyor. Aileler çocuklarının gerçek ya da sanal arkadaşlarını tanımalı. Onlar hakkında sohbet ederken bilgiler almalı. Otokontrol sistemi erken dönemlerde çocuklara yerleştirilmeli, sanalla gerçek arasında bir farkın bulunmadığı sıklıkla anlatılmalı. Aileler her çocuğuna aynı yaklaşmamalı. Birine gösterilen müsamaha diğerinde olumsuzluklara vesile olabilir. Piyasada sınırsız ama ücreti düşük internet paketleri var. Genelde aileler evlerinde bunları tercih ediyor. Çocuk sınırsızca internette kalabiliyor. Oysa aile-ler bilinçlenmeli, sınırlı kapasitedeki paketleri tercih etmeli. Böylece hane içindeki herkese dolaylı yoldan sınırlama getirilmeli. Uzmanlara göre internet bağımlılığından vazgeçmek, aynen uyuşturucu alışkanlığını bırakmak kadar zor. Bu problemi aşmak bazı vakalarda 2-3 yıl sürebiliyor. Sanal bağımlılık, ruha çok büyük etki ediyor. İlaç tedavisinin yanında terapi süreci de gerekiyor. İnternet bağımlısı çocuk 13-17 yaşları arasındaysa ergenlikle birlikte sorun daha da kuvvetleniyor. Bu sürece girmiş biriyle konuşurken internetin boşluğunu dolduracak zeminler de bir yandan hazırlanmalı. Gencin ruhu hangi açıdan tahribat gördüyse o alan doldurulup tamir edilmeli. Ergenler ailelerinin sunduğu her türlü alternatife tepkiyle karşılık verse de ebeveynler çocuklarının duygu dünyasına girebilmeli, sorunlara asla hırsla yaklaşmamalı. Eğer problemler günden güne artıyorsa uzman desteği alınmalı. Aile problemin üstüne üstüne gitmemeli. Ön ergenlik dönemindeki çocuklar için de evden internet tamamen kaldırılmalı. Çocuk sokakta oynamak istiyor ama aile ‘seni döverler, zarar verirler’ diye dışarı çıkmasını istemiyor. Bir çocuğa yapılabilecek en büyük yanlışlardan biri onu sosyal hayatın içinden soyutlamaktır. İnternet bu boşluğu dolduruyor sonra. Çocuk kavga etmek, bir şeyler paylaşmak ister. Bir de ani değişiklikler onları sanal dünyanın kucağına iter. Abisini, babasını, annesini ya da çok sevdiği birilerini kaybetmiştir. Sınavlardan kötü notlar alır, okulda halledemediği problemler vardır. Kişi kendini dinlemek için de internete girebilir. Ana problemler halledilmedikçe internet bağımlılığı çözülmez. Çocuğun elinden interneti bu şartlar altında alırsanız daha büyük sorunlar ortaya çıkar; uyuşturucu bataklığına saplanabilir, evden kaçabilir… Kişinin duygu dünyasının beslenme kaynağı annedir. Anneyle evladının ne kadar iyi iletişimi varsa çocuğun bağımlılık riski o kadar azalır. Ama tehlike ortadan kalkmaz. Babanın aile içindeki konumu biraz daha farklıdır. Otoriteyi temsil eder (şu oyunlara girilmeyecek, bu kadar saat dışında bilgisayar kullanılmayacak, sadece ödevler yapılacak gibi). Baba önlem almadıysa internet bağımlılığına çocuğun yakalanma riski artar. Bu tedbirleri anne almaya kalkıştığında ise çocuk onu dinlemez, annenin hırçınlaşmasına vesile olur. Burada sınır çizme görevi babaya aittir. Ama baba çocuğuna örnek bir ‘baba duruşu’ sergileyemiyorsa, eve geldiğinde sürekli sanal dünyada vakit geçiriyorsa böyle bir ebeveynin çocukları da yüzde doksan ihtimalle bağımlı olacaktır. Aynı şey anne için de geçerlidir. İnternetin şu anki hâli çocuklara da toplumlara da zararlı. Çünkü anonim kullanım üzerine kurulmuş vaziyette. İsteyen istediği yere giriyor. Gezindiği yerlerde de iz bırakmıyor. Bu ortama bir çocuğu bırakırsanız merak duygusuyla önüne gelen her linki tıklayacaktır. Dolayısıyla internetin şu anki hâli çocuğun yetişmesine zarar veriyor. Onun zihinsel ve duygusal gelişimini baltalıyor. Çocukların porno siteleriyle ne zaman tanıştığına dair İlgiltere’de bir araştırma yapılıyor. Ve üçte ikisi ödev yaparken tanıştığını söylüyor. Geri kalanlar da bilinçli şekilde aradıklarını belirtiyor. İnternetten ödev yapan çocuk yalnız bırakılmamalı. Anne ya da baba çocuğunun yanında bulunmalı. Anne-babanın ‘bu çok kötü sakın bakma’ dediği her şey bir çocuk için ‘bakılacak, merak edilecek şey’ demektir. Böyle bir yaklaşım kesinlikle yanlıştır. Ebeveyn işaret göstermemeli. Çünkü çocuğun bilinçlenmesi, iradesini kazanmasıyla alakalı. 8 yaşındaki bir çocuğun bilinçlenmesi diye bir şey söz konusu olamaz. Ancak biraz bilgilendirebilirsiniz o kadar. İradesi bulunmayan birine interneti teslim etmek doğru değildir. 8-9 yaşında sanal dünyadan ödevler verilmeye başlanıyor. Bu çocuklara internet tanıtılırken sadece ödev yapmayla alakalı kısmı anlatılmalı. Alınacak en önemli tedbir ancak bu olabilir. Ergenlik dönemindeki çocuklara ise ebeveynler kesinlikle güvenmemeli. Onlar cinselliği merak eder ve iradesini tam anlamıyla kontrol edemez. Çocuğunuzun internet kullanımını sık sık denetleyin. Hangi sitelere girdiği, hangi sohbet ortamlarında bulunduğu konusunda fikir sahibi olun. Mümkünse sohbet ortamlarındaki arkadaşlarını tanımaya çalışın. TÛBA KABACAOĞLU
bu yazı http://www.ebiko.org/HaberDetay.aspx?refno=34 adresinden alınmıştır |